Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında attıkları son adımlara da işaret eden HSM Komutanlık üyesi Murat Karayılan, devletin adım atmama konusunda gerekçesinin de kalmadığını belirterek, “Bu attığımız son üç adımla top artık Türkiye Devleti tarafındadır. Bakalım artık onlar topu nasıl kullanacak” dedi.
Halk Savunma Merkezi (HSM) Komutanlık üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV’ye verdiği kapsamlı röportajda, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 9 Ekim Uluslararası Komplosu’nun 28’inci yıl dönümünü, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşamayı, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin son dönemde attığı adımları ve devletinin sürece yaklaşımını değerlendirdi.
Komploya tepki gösteren Karayılan, komploya karşı, “Güneşimizi Karartamazsınız” sloganıyla bedenlerini ateşe verenleri andı. Aynı zamanda Ankara-Gar katliamının 11’inci yıl dönümüne de işaret eden Karayılan, yaşamını yitiren 103 kişiyi andı.
Komplonun anlamı ve amacına işaret eden Karayılan, “Komplonun ilk amacı Kürt sorununun çözümünün önünün kapatılmasıdır. Çünkü 1 Eylül 1998’de Önder Apo tek taraflı ateşkes ilan etti ve yönünü siyasi çözüm için Avrupa’ya çevirdi. Eğer amaç savaşı gürleştirmek olsaydı, Önder Apo yönünü Kürdistan dağlarına çevirirdi. Zaten kendisi de böyle yorumladı. Fakat tercihi savaşı durdurmaktı ve bunun için yönünü Avrupa’ya çevirdi. Ancak, Yunanistan’da sorun yaşandı bundan dolayı Önder Apo Rusya’ya geçti ve Rusya’dan da İtalya’nın başkenti Roma’ya döndü. Roma’da siyasi çözüme dair programını basına deklare etti. O zaman İtalya’nın başbakanı Massimo D’Alema’ydı. Demokrat bir insandı ve çözüm için çabalar geliştirmek istedi, Avrupa ülkelerini gezdi, Almanya’ya gitti farklı ülkelere gitti. Fakat bu çabalarından vazgeçmesi için uyarıldı. Başta Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder çok fazla olumlu yaklaşmadı. Belli ki, Amerika ve İngiltere tarafından uyarıldı. Bundan dolayı da Massimo D’Alema da artık çabalarından vazgeçti” dedi.
‘BİR TEK ÖNDER APO ANLAMIŞTI’
Bu ülkelerin birlikte hareket ettiğini ve Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmeyi planlandığını belirten Karayılan, “Neden? Kürt Sorunu daha derinleşip Kürt Halkı ile Türk Devleti arasında onlarca yıl sürecek bir savaşın oluşturulması için. Esas olarak bunun için Önder Apo’yu kaçırıp Türkiye’ye teslim etmek için planlama yapmışlardı. Bu bir oyundu yani komplo içinde komploydu. Fakat Türkiye yetkilileri bunu anlayamadı. O zamanın Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’ti ve o zaman şunu söyledi ‘Amerika’nın Abdullah Öcalan’ı neden bize verdiğini anlamadım’. Bülent Ecevit’in kendisi aslında bilinçli biriydi. Bu durumdan şüphe duymuş olabilir. Belki bu durumu biraz da anlamış olabilir. Çünkü daha sonra Önder Apo’nun idam edilmesini istemedi ve bunun için de tutum aldı. Ama genel olarak Türkiye bu durumu anlamadı. Aslında biz de anlamadık ve Hareket Yönetimi olarak savaşı gürleştirdik. Öyle anlamıştık. Durumu anlayan ve gören tek kişi Önder Apo oldu. Daha sonra Önder Apo bize haber yolladı. 1999 yılının Nisan ayının sonlarında Önder Apo’nun avukatı Mahmut Şakar resmî olmayan yollarla Doğu Kürdistan’a geçti ve yanımıza getirdik. Bizimle konuştu ve dedi ki ‘Önder Apo bu süreçte savaşı yükseltmek yanlıştır, tuzaktır ve savaş durdurulmalıdır dedi’. İki gün boyunca Önder Apo’nun fikir ve düşüncelerini anlamaya çalıştık” diye konuştu.
‘TÜM KÜRT HALKI HEDEF ALINDI’
Beli bir zaman dilimi boyunca savaşı sürdürdüklerini ancak daha sonra durduklarını anımsatan Karayılan, “Daha sonra diyaloglar oldu, gidiş-gelişler oldu ve Önder Apo’nun görüşlerini daha iyi anladık ve 2 Ağustos 1999 yılında Önder Apo’nun çağrısıyla savaşı durdurduk. Beş yıl boyunca tek bir mermi bile patlamadı. Böylelikle Önder Apo İngiltere aklı olan Kürt ve Türkleri birbirine düşürme oyununu boşa çıkardı. Kuşkusuz uluslararası komplonun amacı Önderliğimizi ve Özgürlük Hareketi’mizin tasfiye edilmesiydi. Şüphesiz bu amaçla geliştirildi. Fakat ikinci esas amacı neydi? Kürt Hareketi’ni, Ortadoğu’da zayıflatmaktı. O zaman bizim dışımızdaki birçok siyasetçi bu komplonun sadece Önder Apo ve PKK’ye karşı geliştirildiğini düşündüler. Hâlbuki Önder Apo şahsında tüm Kürt halkına karşı geliştirilmişti. Kalleşçe ve tüm Kürt halkının şahsında bölge halkına karşı geliştirilen bir saldırıydı” diye belirtti.
‘KOMPLO HALA DEVREDEDİR’
Karayılan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün çabaları Kürt halkını zayıflatıp, arka saflarda bırakmaktı. Hatta şunu söyleyebilirim; aynı siyaset şimdi de gündemdedir. Örneğin; 5 Ocak 2026 yılında Paris’te bir toplantı yapıldı ve kararlar alındı. Daha sonra baktık ki 6 Ocak’ta Halep’te QSD’ye karşı saldırı başladı. Bu saldırıyı Önder Apo ikinci komplo olarak değerlendirdi. Aynı zamanda biz de bu durumu öyle değerlendirdik. QSD’ye rol vermeyerek ve Suriye’de geliştirmek istedikleri sisteme QSD’yi zorla entegre etmek için bu saldırıyı geliştirdiler. Bu devletlerarası konseptti ve öyle yürüttüler. Şimdi bakın, örneğin Doğu Kürdistan’da da Kürtlerin birinci sırada olmasını istemediler ve arka plana koydular. Güney Kürdistan’da da güçlerini geri çektiler ve sanki hiç önem vermiyorlarmış; yani Kürtleri başat aktör yapmama siyaseti var. Hep bir geri saflara çekme ve rol vermeme durumu var. Bu, Önder Apo’ya karşı geliştirilen komployla başladı, bugüne kadar da devam ediyor. Fakat amaçları bizi tamamen tasfiye etmekti, bunu başaramadılar. Komplo büyük oranda boşa çıkarıldı, sonuçsuz kaldı ama hâlen devam ediyor; gündemdedir. Önder Apo fiziki olarak özgür olmadığı sürece komplo devam edecektir.
TEK TARAFLI BİR YASADIR
Bilindiği üzere süreç yaklaşık iki yıldır devam ediyor. Şimdiye kadar biz, Kürt tarafı olarak tek taraflı birçok adım attık. Bilindiği gibi savaşı durdurduk, ateşkes ilan ettik, 12. PKK Kongresini gerçekleştirdik, PKK’yi feshettik, silahlı mücadele stratejisini durdurduk daha sonra bir mesaj niteliğinde Bese Arkadaş öncülüğünde otuz arkadaşımız silahlarını yaktı, Kuzey’deki güçlerimizi çektik. Bunlara karşı Türkiye devleti ne yaptı? Onlar da bazı çabalar geliştirdi; hiçbir şey yapmadı demiyoruz. İlk kez Türkiye Meclisi çatısı altında 50 kişilik bir komisyon oluşturuldu, bu komisyon aylarca çalışma yürüttü. Daha sonra bir program oluşturup sundular. Bu programın eksiklikleri vardı fakat bir siyasi çözümü ele almıştı. Bundan sonra yine bir süre durdular. Daha sonra Türkiye Meclisi’nde çoğunluğun evet oyuyla bir yasa çıkardı. Fakat yasanın çıkarılmasında Önder Apo’nun görüşleri ve bizim görüşlerimiz göz önüne alınmadı. Çıkarılan yasa tek taraflı bir yasadır. Yasaya sadece güvenlik odaklı yaklaşılmıştır, silahların bırakılmasını esas alıyor ve bu da herkesi içine almıyor. Yönetim ve yapı arasında kategorileştirme yapılmıştır. Birçok yönden yetersiz bir yasadır. Hele çözüm için hiç mi hiç yeterli değil. Böyle bir yasa çıkardılar.
ÖNDER APO ÖZGÜR OLMALIDIR
Biz 12. PKK Kongresi’nde şöyle bir karar almıştık; bu süreci Önder Apo yürütmelidir. Yani Önder Apo fiziki olarak özgür olmalıdır. Silahsızlanma sürecini Önder Apo’nun birebir yürütmesi gerekiyor ve onun dışında da kimse yürütemez. Bu karar Kongre’de alındı ve daha sonra bu vesileyle birçok arkadaşımız ve yönetimimiz bunu belirtti. Fakat şimdiye kadar Türk devleti buna dair hiçbir adım atmamıştır. Önder Apo hâlen de İmralı zindanındadır. Doğru, eskiye göre var olan koşullarda bir gevşeme var. Örneğin dün Rêber Apo ve İmralı’daki arkadaşların aileleri, ziyarete gittiler. Bazen DEM Parti İmralı Heyeti gidiyor. Fakat bu zindanın olmadığı ya da tecridin kalktığı anlamına gelmiyor. Türk Devleti bu konuda şimdiye kadar herhangi bir adım atmadı. Hatta kullandığı dilde hakaret var, görmezlikten gelme var.
DEVLET İLE HEYETİMİZ DİYALOGTADIR
Önder Apo ve devlet heyeti arasında diyalog var. Ayrıca bizim de dışarıda bir heyetimiz var ve devlet heyetiyle aralarında diyalog var. Bu diyaloglarda yukarıda belirttiğimiz konular dile getiriliyor. Onlar da bu görüşmelerde hep devletin üzerinde bir tehlike olmadığını bilmesi için Kuzey’deki tüm güçlerimizi çekmemizi istiyorlardı, yine Metina’daki güçlerimizi çekmemizi istiyorlardı. Biz de Kuzey’deki güçlerimiz tehlike yaratacak alanlarda değiller; kontrol altındalar. Metina’daki güçlerimiz de aynı şekilde. Bu konu üzerinde uzun süredir görüşmeler oluyor. Öyle bir duruma getirdiler ki bu adımlar atılmadan hiçbir şey yapmayacaklarını söylediler. Biz de ellerindeki tüm gerekçeleri ortadan kaldırmak ve gerçekten de adım atıp atmayacaklarını görmek için son olarak bu adımları attık.
SÜRECİN ÖNÜ AÇILSIN DİYE ADIM ATTIK
Tüm kamuoyu ve dostlarımız şunu bilmeli; süreç olumlu ilerlediğinden dolayı bu adımları atmadık. Baktık süreç tıkanmaya doğru da gidebilir. Biz de süreç tıkanmasın, önü açılsın diye ve devlet de adım atsın diye biz, bu üç adımı gerçekleştirdik. Nedir bunlar? Birincisi; Botan, Merdin ve Amed eyaletlerindeki tüm güçlerimizi çektik. 26 Eylül’de çekilmeleri tamamlandı. Doğrudur geçen yıl eylül ayından beri Kuzey’deki birçok alanlardan güçlerimizi çektik. Bu üç eyalette güç kalmıştı. Devlet bu eyaletlerdeki güçlerin varlığından haberdardı ve takip ediyordu. Bizden bu güçleri de çekmemizi istediler. Fakat biz bu güçlerin tehlike yaratmayacağını, eylem yapmadıklarını, bir zararlarının olmadığını söyledik. Israr ettiler, biz de çektik. 26 Eylül’de güçlerimizin çekilmeleri tamamlandı.
GÜÇLERİMİZİ ÇEKİYORUZ
İkinci adım; Kuzey Kürdistan ve Türkiye Metropollerinde gizli güçlerimiz var. Devlet de bu buna dair istihbarat alıyor. Devlet de bizden özel güçlerimizi çekmemiz talebinde bulundu –onlar bu güçlere Hezen Taybet diyor- bu süreçte, bu güçlerimizi de çekiyoruz. Gerekli talimat bu güçlere iletildi. Çekilmeleri için böyle bir çalışma var.
ÖNDER APO MEKTUBU İLE GERİ ÇEKTİK
17 Nisan 2021 yılında Güney Kürdistan yani Medya Savunma Alanlarına yönelik geniş çaplı işgal saldırıları başladı. Daha önce de Heftanin’e, Zap’a, Avaşin’e ve Xakurke’ye saldırılar oluyordu fakat bu kadar geniş çaplı değildi. 17 Nisan 2021’de geniş çaplı işgal için, büyük bir askerî hareketlilik başladı. Bu saldırılar ilk Metina’ya yönelik oldu; Zendura’da başladı. Metina’yı işgal etmek istiyorlardı fakat ilk saldırıdan bu yana altı yıl geçti. Bu bir buçuk yıldır savaş durmuş ama dört buçuk yıl Metina’yı zorla bizden almak için çabaladılar. Bunun için de her çeşit silahı bize karşı kullandı. Kimyasal kullandı, taktik nükleer kullandı ve her gün savaş uçaklarıyla saldırdılar. Irak’ın ve bölgedeki bazı güçlerin desteğini aldılar. Amaçları bizi oradan çıkarmaktı ama yapamadılar. ZAP ve Metina’dan çıkmamız için çok fazla ısrar ettiler. Geçen yıl Önder Apo bir mektup yolladı ve mektubunda ‘Sürecin önünün açılması için Zap’tan çekilebilirsiniz’ dedi. Bu esas üzerine biz de gücümüzü ZAP’tan çektik.
DEVLET VERDİĞİ SÖZÜ YERİNE GETİRMELİ
Fakat halkımız bunu bilmeli; Metina ve Kuzey’den çekilmemiz için bizim de şartlarımız var ve bu şartlar ZAP için de geçerlidir. Şartlarımız şunlardır; Kuzey’deki ve Medya Savunma Alanlarındaki şehitliklerimiz korunacak, bakımını yapabilmeli, yeniden onarımdan geçirebilmeliyiz ve o alanlarda olan şehitlerimizi kolaylıkla toplayıp merkez şehitliğe getirebilmeliyiz. Şartlarımız bunlardı. Tabii esas olarak, onların da adım atması için bu adımları attık. Şehitler için devlet söz verdi ve bu sözü yerine getirmelidir.
GEREKÇE KALMADI, ADIM ATMALI
Bu esas üzerine biz de Metina’dan güçlerimizi çektik. Sizin de belirttiğiniz gibi, son olarak arkadaşlarımız 8 Ekim’de Metina’nın Bazyan köyünden orada olan arkadaşlarımızı konvoyla çektiler. Arkadaşlarımızı çekmemiz dört gün sürdü. Her gün bir alandan arkadaşlarımızı çektik. Böylece çekilme tamamlandı. Bize göre, artık Türkiye’nin elinde herhangi bir gerekçe kalmadı. Artık Türkiye’nin de adım atması gerekiyor. Eğer adım atmazsa ne arkadaşlarımızın ne halkımızın ne de bizim inancımız kalmayacaktır. “biz de yasa çıkarmışız” diyorlar. Yasa farklıdır. Bizim ilk şartımız şudur; Önder Apo’nun kendisi bu süreci yürütebilmeli ve bu süreçte rol oynayabilmeli. Eğer devlet Önder Apo hakkında yeni bir karar almazsa bu süreç yürümez. Bu çok açıktır ve bunu onlarca kez dile getirdik.
HALKI BUNA HAZIRLA
Önder Apo bu halkın önderidir. Bakın, 9 Ekim Komplosu’nun yıl dönümü vesilesiyle bütün Kuzey Kürdistan halkı binlerce, on binlerce kişiyle bu komployu kınadı ve Önder Apo’nun kendi iradeleri olduğunu sloganlarla belirttiler. Önder Apo bu halkın Başkanıdır. Eğer Başkan esir olursa, barış olmaz. Bir de Önder Apo bu süreci kendi inisiyatifiyle yürütüyor. Önder Apo bu hususta şunu söylüyor ‘ben tek başıma satranç oynuyorum. Ne örgüt ne de devlet oynuyor. Ben oynuyorum’. Bunu devlet ve DEM Parti heyetinin önünde söylüyor. Bunu hem bizim adım atmamız için söylüyor hem de devletin adım atması için söylüyor bunu. Fakat şimdiye kadar devlet adım atmadı. Devletin, Önder Apo’nun önünü açması gerekiyor. Neden? AKP diyor ki ‘halkımız bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyor fakat Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne hazır değil’. İyi, o zaman halkını buna hazırla. Her gün terörist başı diyorsunuz. Eğer siz öyle söylerseniz elbette halk ‘neden terörist başını (kendi deyimleriyle) özgür bırakıyorsunuz?’ der. Hâlbuki Türkiye, Önder Apo’nun bu iki yıldır yürüttüğü süreçten çok fazla istifade etti. Eli rahatladı.
BASIN İLE GÖRÜŞSÜN
Türkiye Kürt sendromunu yaşıyordu, Türkiye’nin parçalanma sendromunu yaşıyordu. Şimdi o sendrom var mı? Yoktur. Her gün, ‘biz güçlü bir devletiz. Terörsüz Türkiye süreci tıkır tıkır işliyor’ diye propaganda yapıyorlar. Hani nerede tıkır tıkır işliyor? Önder Apo’nun basıncılarla görüşme yapması için, siyasetçilerle görüşmesi için, aydınlarla görüşmesi için önünü açın. Önü açılsın ki kendini izah etsin, Türkiye kamuoyuna izah etsin, Türkiye halkına hitap edebilsin. Ama bunun önünü kapatıyorlar ve bırakmıyorlar bunlar gerçekleşsin ve aynı zamanda da ‘Önder Apo hakkında adım atarsak süreç zora girer, karşı olanlar karşı harekete geçerler’ diyorlar ve bu gerekçelerle adım atmıyorlar. Biz, bunu doğru bulmuyoruz. O zaman durum böyleyse Önder Apo’nun önünü açın o kendisi durumu izah etsin. Ben buna inanıyorum eğer Türkiye halkları Önder Apo’nun bu süreci tek başına nasıl kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiğini bilse, bu sürecin Türkiye ekonomisine, siyasetine nasıl faydalı olduğunu ve Türkiye toplumunun bu yüzden psikolojisinin rahatladığını anlasa, Türkiye halkının kendisi ‘özgür olmayı hak etmiş’ diyecektir. Ama bu konuda bir şey yapmıyorlar, işte sorun da burada. Bazı AKP yetkilileri basında ‘bundan sonra gazeteciler İmralı’ya gidip gelebilir bunda hiçbir sorun yok’ dediler. Bunu iki ay önce söylediler ama bugüne kadar henüz bir şey yapılmadı. Türkiye Devleti adım atmadı.
İNSANLARIMIZ HALA ZİNDANDA
İnsanlarımız hâlen zindanda. Bazıları 32 yıldır zindanda olanlar hâlen de bırakılmamışlar. Neden? ‘Siz hâlen pişman olmamışsınız’ diyorlar. Peki o insan nasıl pişman olacak? Bunun için 32 yıldır zindandadır. Örneğin Hatice Yıldız adında bir anne var, 77 yaşındadır. Sedye üzerinde zindana götürdüler. Ne suç işlemiş? Kızına para yollamış. Fakat kızına para yollamış adı altında diyorlar ‘sen örgüte para yollamışsın’. Hâlbuki kızına posta yoluyla, yani resmî olarak para yollamış. Türk devleti bu aklıyla, bu siyasetiyle ve karşıt diliyle sürecin önünü tıkıyor. Şunu söyleyebilirim süreç çok hassas bir dönemde. Biz sürecin ilerlemesi için adım attık artık adım atma sırası onlarda. İyi niyetimizi belirtmek diye bu üç adımı attık. Türkiye ile tekrardan savaşmaya niyetimiz olmadığını anlamaları için Kuzey’den ve mevzilerden güçlerimizi çektik. Aynı zamanda gizli güçlerimizi çektik. Bakalım artık Türkiye devleti bugünlerde ne yapacak?
BAHÇELİ’NİN SÖZÜ YERİNE GETİRİLMEDİ
Bu mesele terör meselesi değildir, mesele silah bırakma değildir; mesele Kürt meselesidir. 220 yıldır Kürtlerin, önce Osmanlılar ile şimdi de Türkiye Cumhuriyeti ile var. Bu sorunu çözecek misin, çözmeyecek misin? Bundan önce de söylemiştim; her şey başlangıçta gizlidir. Yani her süreçte, her konakta ilk adımlar önemlidir.Bu süreç de Devlet Bahçeli’nin, daha sonra da Önder Apo’nun çağrısı ile başladı. Her ikisinin de çağrısında çözüm var aslında. Devlet Bahçeli ‘Abdullah Öcalan partisini feshetsin, silahlı çatışmayı durdursun ve meclise gelip DEM Parti Grup Toplantısında konuşun. Ardına kadar ona umut hakkı tanınsın’. Şimdiye kadar Türk devleti bunu yaptı mı? Yapmadı. Önder Apo’nun gelip mecliste konuşma yapmasına izin verdi mi? Vermedi. Umut hakkını tanıdı mı? Tanımadı.
UMUT HAKKI TANINMALI
Avrupa Konseyi 12 yıldır Türkiye’nin Önder Apo’ya umut hakkı vermesi için karar almış ama Türk devleti bu hakkı vermiyor. Devlet Bahçeli’nin ve Önder Apo’nun konuşmasında çözüm var. Hatta Önder Apo saygıdeğer devrimci Sırrı Süreyya Önder’e şunu yazdırıyor; ‘bunun için hukuksal imkânlar ve hukuki adımlar olmalıdır. Bu belirleyicidir.’ Bu başlangıçtı ve bunun üzerinden yaklaşık iki yıl geçti ama hâlen o düzeye ulaşılmadı. Başlangıçta yapılan açıklamalar yüksek düzeyde ama yapılanlar o düzeyde değil. Bundan dolayı da süreç çok ağır ve tek taraflı ilerliyor. Bu böyle olmaz.
HER ZAMAN DİRENİŞ KALESİ OLACAKTIR
Kandil’den çekilme meselesi ise; Kandil tüm Kürtler için kutsal bir yerdir. Tarihin tüm anlarında direniş kalesidir. Zagros dağlarıdır. Eğer gerilla çekilse de yurtseverler orada kalacaktır. Sahipsiz kalmaz. Her zaman Kürtler tarafından korunacak. Bizim umudumuz da hep korunması yönündedir. Hiç kimsenin ‘Kandil’e ne olacak kaygılarına girmesine gerek yoktur’. Kandil kendisi olarak kalacaktır. Her zaman özgür Kürtlerin yeri olacaktır, her zaman direniş yeri olacaktır. Bu vesile ile Kandil halkını kadınıyla, erkeğiyle, küçüğüyle, büyüğüyle tek tek hepsini saygı ve hürmetle selamlıyorum. Bunlar gerçekten yurtsever insanlardır. Yıllardır Kandil’de arkadaşlarımız ile beraber yaşıyorlar. Şimdiye kadar onlardan razıyız. Sadece dağları yüksek, direniş kaleleri değil; toplumu da direnişçi, yurtsever bir toplumdur. Onlara binlerce selam olsun.
TOP TÜRKİYE DEVLETİ TARAFINDADIR
Sürece dair de tam olarak ne olacağı belli değil. Top Türkiye Devleti tarafındadır ve bekliyoruz. Bu attığımız son üç adımla top artık Türkiye Devleti tarafında. Bakalım artık onlar topu nasıl kullanacak. Önder Apo’nun önünü açma konusunda hukuki yasa çıkarmaları gerekiyor. Örneğin, çıkardıkları yasa ile ‘gelin silahları bırakın’ diyorlar. Tamam, silahı bıraktıktan sonra gerilla ne yapacak? Gerilla silah bıraktıktan sonra gidip siyasi çalışma yürütmesi gerekiyor. Halkımız şunu bilsin biz mücadeleyi bırakmadık.
