
Bursaspor–Somaspor karşılaşmasında tribünlerden yükselen ve Kürt siyasetçi Leyla Zana’yı hedef alan cinsiyetçi ve küfürlü tezahüratlar, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Siyasi temsilciler, hukukçular ve sivil toplum örgütleri, yaşananları nefret suçu olarak nitelendirerek Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırdı.
Maç sırasında bir grup Bursaspor taraftarının kullandığı dil, spor alanlarında uzun süredir tartışılan ırkçılık ve cezasızlık sorununu yeniden gündeme taşıdı. Tepkilerde, bu tür söylemlerin sadece bireysel bir hakaret değil, toplumsal barışı hedef alan sistematik bir nefret dili olduğu vurgulandı.
Hukukçular ve Siyasilerden Ortak Tepki
Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, tribünlerde kullanılan ifadelerin Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Hukukçular, ilgili kurumların sessizliğinin cezasızlık algısını güçlendirdiğine dikkat çekti.
TBMM Başkanvekili ve DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan, yaptığı açıklamada, “Spor alanlarında küfür ve hakaret meşrulaştırılamaz. İnsan onuru her şeyin üzerindedir” ifadelerini kullandı. DEM Parti Milletvekili Serhat Eren ise yaşananları, Kürt karşıtı nefretin tribünlerdeki yansıması olarak değerlendirdi.
Spor Kurumlarına Sorumluluk Çağrısı
Amedspor Başkanı Nahit Eren, stadyumlarda nefret ve ayrımcı dilin bilinçli biçimde yaygınlaştırıldığına dikkat çekerek, spor kurumlarının bu duruma karşı etkili önlemler almaması halinde benzer olayların süreceğini ifade etti.
Sivil toplum örgütleri ve barolar da yaptıkları açıklamalarda, spor sahalarının ırkçılığın değil, birlikte yaşam kültürünün alanı olması gerektiğini vurguladı. Açıklamalarda, yalnızca tezahüratları atanların değil, gerekli yaptırımları uygulamayan kurumların da sorumluluk taşıdığı belirtildi.
Analiz: Tribünlerde Nefret ve Cezasızlık Sorunu
Uzmanlara göre bu olay, Türkiye’de spor alanlarında uzun süredir devam eden nefret dili ve cezasızlık politikalarının bir sonucu. Irkçı ve cinsiyetçi söylemlerin yaptırımsız kalması, benzer ihlallerin tekrar etmesine zemin hazırlıyor. Sporun birleştirici gücünün korunabilmesi için federasyonların ve yargı organlarının net ve caydırıcı adımlar atması gerektiği ifade ediliyor.
Leyla Zana’ya yönelik bu saldırı, yalnızca bir kişiye değil; kadınlara, Kürt kimliğine ve demokratik temsile yönelik daha geniş bir sorun alanına işaret ediyor. Kamuoyunda yükselen tepkiler ise toplumsal duyarlılığın hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor.









