Tarafsızlık tartışmasının asıl meselesi
İsviçre’nin gündeminde bugün güçlü sembolik yük taşıyan yeni bir siyasi girişim var: Neutralitätsinitiative (Tarafsızlık Girişimi). “Keine 10 Millionen Schweiz (İsviçre 10 Milyon Olmasın)” tartışmalarında gördüğümüz gibi, bu tür girişimlerde yalnızca anayasa metni değil. Asıl mesele, nasıl bir İsviçre fikrinin topluma sunulduğu, hangi korkuların siyasallaştırıldığı ve hangi geçmiş anlatısının bugünü meşrulaştırmak için devreye sokulduğudur. Son aylarda tanık olduğumuz sınır dışı işlemleri ve bunlarla bağlantılı trajediler de bu tartışmanın zeminini ağırlaştırıyor. Kendini demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarıyla tanımlayan bir ülkede, mülteciler söz konusu olduğunda bu ilkelerin ne kadar hızlı askıya alınabildiğini gördük. Buna rağmen göçmen örgütlerinin ve sosyal medyadaki dayanışma ağlarının daha güçlü ses çıkarması önemliydi. Çünkü bazen toplumun vicdanı, kurumsal siyasetten daha erken konuşur.
Şimdi aynı ülke, bu kez tarafsızlık üzerinden kendine yeni bir hikâye yazmaya hazırlanıyor. Neutralitätsinitiative (Tarafsızlık Girişimi), İsviçre’nin “daimi” ve “silahlı” tarafsızlığını daha katı biçimde anayasaya yerleştirmeyi hedefliyor. İlk bakışta bu, savunmacı ve istikrar arayan bir öneri gibi sunuluyor. Oysa girişimin özü başka yerde yatıyor: İsviçre’nin askeri ittifaklara yaklaşmasını engellemek, NATO’ya dönük her türlü dolaylı yakınlaşmayı sınırlamak ve özellikle de Avrupa Birliği yaptırımlarının benimsenmesini büyük ölçüde imkânsız hale getirmek. Yani burada savunulan şey, tarafsızlığın korunması değil; bugüne kadar belli bir esneklikle yorumlanmış olan tarafsızlık anlayışının daraltılmasıdır. Destekçilerine bakıldığında da tablo şaşırtıcı değil: SVP (İsviçre Halk Partisi) ve sağ-ulusalcı çevrelerin örgütlerinden biri olan Pro Schweiz (İsviçre İçin) bu projeyi sahipleniyor. Diğer partiler mesafeli duruyor, ama buna karşı henüz ortak ve güçlü bir siyasi dil kurulmuş değil.
Sacha Zala’nın tarihsel uyarısı
Bu tartışmayı anlamanın yolu, geçmişe daha dikkatli bakmaktan geçiyor. İsviçreli tarihçi Sacha Zala da bu noktaya işaret ediyor. Zala, İsviçre tarafsızlığının tarihte hiçbir zaman bugünkü sağ söylemin sunduğu kadar donmuş, değişmez ve kutsal bir ilke olmadığını hatırlatıyor. Ona göre tarafsızlık, her dönemde siyasal koşullara göre yeniden yorumlanan bir araçtı. Eski Konfederasyon döneminde buna henüz “tarafsızlık” bile denmiyordu; daha çok “kenarda durma” pratiğinden söz ediliyordu. Ama aynı İsviçre’nin paralı asker ticaretinden kazanç sağladığını da unutmamak gerekir. 1815’te Viyana Kongresi’nde tarafsızlığın uluslararası düzeyde tanınması da evrensel bir ahlak zaferi değil, Avrupa büyük güçlerinin jeopolitik hesabıydı.
Daha sonra, özellikle 20. yüzyılda, tarafsızlık giderek İsviçre ulusal kimliğinin temel unsurlarından biri haline geldi. Ancak bu, ilkenin her dönemde aynı biçimde uygulandığı anlamına gelmiyordu. Ekonomik yaptırımlar, uluslararası kuruluşlarla ilişkiler ve diplomatik roller bakımından tarafsızlık sürekli yeniden tanımlandı. Zala’nın gösterdiği temel gerçek şu: İsviçre tarafsızlığının tarihsel gücü katılığında değil, esnekliğinde yatıyordu. Bugünkü girişim ise bu karmaşık tarihi korumuyor; onu sadeleştiriyor, donduruyor ve sonunda ideolojik bir mite dönüştürüyor.
SP’nin itirazı: hukuk ile siyaseti ayırmak
SP Schweiz’in (İsviçre Sosyal Demokrat Partisi) bu girişime neden karşı çıktığını anlamak için, önce tarafsızlığa nasıl baktığına dikkat etmek gerekiyor. Partinin özellikle önem verdiği ayrım, Neutralitaetsrecht (Tarafsızlık Hukuku) ile Neutralitaetspolitik (Tarafsızlık Politikası) arasında. Neutralitaetsrecht (Tarafsızlık Hukuku), savaş durumunda bir devletin uyması gereken uluslararası hukuki yükümlülükleri ifade ediyor: İsviçre savaşa doğrudan katılamaz, asker gönderemez, bir savaşın aktif tarafı olamaz. Neutralitaetspolitik (Tarafsızlık Politikası) ise bu hukuki çerçevenin ötesindeki siyasal hareket alanını tanımlıyor. Yani bir devletin diplomasi, yaptırım, uluslararası işbirliği ve barış siyaseti konularında nasıl bir tutum alacağını belirliyor.
SP’nin vurguladığı temel nokta açık: tarafsızlık, askeri kayıtsızlık değildir; siyasi ve etik kayıtsızlık ise hiç değildir. Ukrayna savaşı, bu ayrımı anlamak için en açık örneklerden biri oldu. SP’ye göre İsviçre, askeri olarak savaşa katılmadığı için tarafsızlık hukuku ihlal etmedi. Ancak bu, Rusya’nın saldırısını görmezden gelmesi gerektiği anlamına da gelmiyor. Tam tersine, Rusya’ya yaptırım uygulanması, Ukrayna’ya insani destek verilmesi, saldırı savaşının açıkça kınanması ve Avrupa ile daha yakın koordinasyon kurulması, SP açısından aktif tarafsızlığın bir parçası. Çünkü bazen “tarafsız kalmak” diye sunulan şey, gerçekte son derece açık bir siyasi tercihtir. Rusya’ya yönelik yaptırımları reddetmek, tarafsız bir pozisyon almak değil; fiilen otokratik bir rejimin işine yarayan bir tavır almak olur. Üstelik İsviçre gibi büyük bir finans ve emtia merkezi için bu, sadece ahlaki değil, doğrudan siyasi bir sorumluluk meselesidir.
Tarafsızlık miti ve İsviçre’nin hafızası
Benim açımdan bu tartışmanın daha derin bir boyutu daha var. İsviçre’de tarafsızlık miti, çoğu zaman ülkenin kendi tarihiyle yüzleşmekten kaçınmasının da bir yolu oluyor. Son yıllarda çeşitli tarihçilerin gösterdiği gibi, İsviçre’nin sömürgecilik, köle ticareti ve küresel eşitsizliklerden tamamen ayrı, lekesiz bir geçmişi yok. Bugünkü refahın tarihsel kaynakları üzerine dürüst bir yüzleşme hâlâ eksik. Bu yüzden “biz hep dışarıda kaldık” anlatısı, yalnızca dış politikaya dair bir tez değil; aynı zamanda bir masumiyet hikâyesi. Oysa tarih tam tersini söylüyor: Hiçbir tarafsızlık mutlak değildir. Her tarafsızlık, belirli güç ilişkileri içinde, belirli ekonomik çıkarlarla ve belirli siyasi tercihlerle şekillenir.
Bu yüzden bugün sorulması gereken soru, “İsviçre tarafsız olsun mu olmasın mı?” sorusu değildir. Asıl soru, nasıl bir tarafsızlık istediğimizdir. İklim krizinin, savaşların, dezenformasyonun, siber saldırıların ve insani felaketlerin iç içe geçtiği bir çağda tarafsızlık ya demokratik sorumlulukla birlikte yeniden düşünülecek ya da içi boş bir slogana dönüşecektir. İsviçre’nin ihtiyacı olan şey, kendini dünyanın güç mücadelelerinden steril biçimde soyutlayan bir tarafsızlık değil; tarihle yüzleşen ve güçsüzden yana tavır alabilen bir tarafsızlık anlayışıdır. Çünkü bazen “tarafsızlık” diye savunulan şey, ilkesellikten çok konforu koruma arzusudur.
Dr. Elife Biçer-Deveci, tarihçi-yazar, Windisch (Aargau) Belediye Meclisi üye
