
İsviçre’nin Cenevre kentinde Birleşmiş Milletler Ofisi önünde her hafta düzenlenen özgürlük nöbeti, 256’ncı haftasında da sürdü. 25 Ocak 2021’den bu yana Kürdistanlılar tarafından devam ettirilen eylemde, uluslararası topluma ve ilgili kurumlara “umut hakkı”nın uygulanması yönünde çağrı yapıldı.
Saygı duruşuyla başlayan açıklamada, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesi, barış sürecinin yeniden canlandırılması ve demokratik çözümün önünün açılması talepleri dile getirildi. Katılımcılar, Ekim 2024’te gündeme gelen Barış ve Demokratik Çözüm Süreci kapsamında Kürt Özgürlük Hareketi tarafından atılan adımlara dikkat çekerek, buna karşın devlet ve Meclis düzeyinde somut ve yasal adımların atılmadığını ifade etti.
Açıklamada, kamuoyuna yansıyan anayasa tekliflerinin adil, kapsayıcı ve özgürlükçü bir yaklaşım sunmadığı vurgulandı. Mücadelenin temel amacının bir af talebi olmadığı belirtilirken, gasp edilen hakların iadesi ve onurlu bir barışın inşa edilmesi hedefinin altı çizildi.
Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara da değinilen açıklamada, bu bölgenin Kürt halkı ve Abdullah Öcalan açısından “kırmızı çizgi” olduğu ifade edildi. Açıklamanın sonunda Kürdistan halklarına ve diasporada yaşayan Kürtlere çağrıda bulunularak, barış mücadelesinin tüm alanlarda güçlendirilmesi ve demokratik yollarla uluslararası baskının artırılması istendi.
Uluslararası kurum ve kuruluşlara seslenilen açıklamada ise, Abdullah Öcalan’ın yasal bir hak olarak tanımlanan “umut hakkı”nın derhal uygulanması için Türkiye’ye baskı yapılması çağrısı yinelendi.
Arka Plan / Bağlam
“Umut hakkı”, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkûmların belirli koşullar altında yeniden değerlendirilme ve topluma dönüş umuduna sahip olması gerektiğini ifade eden hukuki bir ilke olarak tanımlanıyor. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler için bağlayıcı kabul edilen bu yaklaşım, mahpusların ceza sürecinde insani ve hukuki güvencelere sahip olmasını amaçlıyor.
Abdullah Öcalan açısından ise “umut hakkı” tartışması, yalnızca bireysel bir hukuki talep olarak değil, aynı zamanda Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümüne dair daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Uluslararası hukuk çevreleri ve insan hakları örgütleri, uzun süredir devam eden tecrit uygulamalarının hem hukuki hem de siyasi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekerek, diyalog ve çözüm kanallarının açılmasının bölgesel istikrar açısından da önemli olduğuna vurgu yapıyor.











