Kürt halkının artık sözden ziyade somut adım beklediğini belirten DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, “Halkın daha fazla oyalanmaya tahammülü yok.
Kürt halkının artık sözden ziyade somut adım beklediğini belirten DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, “Halkın daha fazla oyalanmaya tahammülü yok. Uzatılan, savsaklayan ve kendi ihtiyacına göre, istediği zaman yapılanları kabul etmeyecek” dedi.
Son üç haftadır Rojava’ya yönelik saldırıların ardından Kürtler yeni bir döneme girdi. Hem ulusal birlik talebinin Kürt halkı tarafından sahiplenilmesi hem de yaşanan saldırıların boyutuna karşı yaşanan direniş, Ortadoğu’da yaşanan yeni süreçte Kürt halkının kararlarının dikkate alınması gerektiğini ortaya çıkardı.
Türkiye’de ise Rojava’ya yönelik saldırılar sırasında, özellikle muhalif bazı kesimlerin tutumunun düşmanlık boyutuna ulaşması, Kürtler arasında bir kırılmanın yaşandığını da gözler önüne serdi.
DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, Rojava’da yaşanılanları ve yeni süreci ANF’ye değerlendirdi.
‘HTŞ’NİN NİYETİ TOPTAN İMHA ETMEKTİ’
HTŞ’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını bölgenin yeniden dizaynı olarak gördüğünü belirten Akın, şunları ifade etti:
“Bilindiği gibi 2024’ün son iki haftasında hızlı bir şekilde Suriye’de yönetim el değiştirmiş, HTŞ, batılı güçlerin desteği ve onayıyla yönetimi ele geçirmişti. 2025’in Mart ayında da Suriye’deki geçici yönetim ile SDG arasında imzalanan 10 Mart Anlaşması’yla Kürtlerin haklarından Kuzey ve Doğu Suriye’deki duruma kadar birçok konuda ön anlaşma sağlanmış, bu anlaşmanın hayata geçirilmesi için de 2025 yılı sonuna kadar süre konulmuştu.
Aradan geçen bu süre içinde HTŞ, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarını tamamen yok etmek ve Rojava’da ortaya çıkan demokratik toplum gerçekliğini etkisizleştirmek amacıyla sürekli bir çaba içinde oldu. HTŞ, önce Halep’teki Şex Maqsut ve Eşrefiye mahallelerine yöneldi ve burada gerçekleştireceği bir katliamla Kürt varlığını tasfiye etmeyi hedefledi. Küresel kamuoyunun tepkisi ve Kürtlerin dünyanın her tarafında gerçekleştirdiği eylemler, HTŞ’nin niyetlendiği katliamı ve toptan imhayı engellemiş oldu.
Bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen güçler, HTŞ eliyle Rojava’da ortaya çıkan demokratik yönetimi toptan tasfiye etmeye yönelik çabalarına devam etti ve 18 Ocak’ta dayattıkları, koşulsuz teslim almayı hedefleyen bir anlaşmayı kabul ettirmeye çalıştı. Ancak HTŞ bu konuda da başarılı olamadı.
Gelinen noktada elde edilen sonuç, Kürtler açısından istedikleri, arzu ettikleri ve hak ettiklerinin gerisinde kalmıştır. Ancak buna karşın Kürtler gerek Suriye’de gerekse bölgede denklemin dışına çıkarılamayacaklarını bir kez daha göstermişlerdir. Şu bir gerçektir ki Suriye’de mevcut durum, her ne kadar Kürtlerin hedeflediğinden geride kalmış olsa da bugün Ortadoğu’da Kürtler olmadan bir denklem kurmak mümkün değildir. Bu, en büyük kazanımdır.”
‘ORTADOĞU’DAKİ GÜÇ DENGELERİ ÇOK DEĞİŞKEN’
Yapılan anlaşmada kazanımların gerisinde kalan yönler olduğunu belirten Akın, ancak bölgede dengelerin kısa sürede değişebileceğini de vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugüne, bir dizi anlaşma ile gelindi. Her bir anlaşmanın kazanımları olduğu gibi, hedeflenenin gerisinde kalan yanları da oldu. HTŞ’nin Suriye’de yönetime getirilmesiyle birlikte SDG ile yapılan 10 Mart Anlaşması, ardından Halep’teki iki Kürt mahallesini kapsayan 1 Nisan Protokolü, sonrasında uygulanmak istenen ama geri teperek kabul edilmeyen 18 Ocak Anlaşması ve geldiğimiz noktada da 27 Ocak’ta imzalanan ve 30 Ocak’ta yürürlüğe giren son anlaşma var.
Ancak şunu gözden kaçırmamak gerekiyor: Ortadoğu’da güç dengeleri çok değişken. Bu hareketlilik, bölgedeki siyasi ve askeri dengelerin çok kısa zaman içinde değişebileceğini de gösteriyor. Olası değişiklikler karşısında varlığını korumak isteyen her kesim, denklemdeki yerini korumayı hedefler. Son anlaşmayla Kürtler hem toptan bir Kürt katliamının önüne geçti hem de Ortadoğu’da denklemin dışına itilemeyeceklerini bir kez daha kabul ettirdi.”
‘SURİYE KONUSUNU BAHANE EDEREK SÜRECE AYAK DİREYENLERİN BAHANELERİ BOŞA ÇIKTI’
Bu anlaşmanın Türkiye açısından önemli olduğunu, bazı kesimlerin Suriye konusunda ayak diremesinin boşa çıktığını söyleyen Akın, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin kendi ihtiyacı olan barışın ve demokratik toplumun gerçekleştirilmesine yönelik adımların atılması karşısında, bazı kesimlerin ayak diremek için kullandıkları bir bahane olan Suriye ve SDG artık bahane olmaktan çıkmıştır. Aslında başından beri Türkiye için tehlike oluşturmayan Suriye Kürtlerinin örgütleri da artık bahane olmaktan çıkmıştır. Artık herkesin yüzünü, Türkiye’nin kendi içindeki barış ihtiyacına ve demokratikleşmeye dönmesi gerekiyor. Tüm bu gelişmeler, barışı istemeyen güçlerin tüm bahanelerini boşa çıkarmıştır.
Barışı güçlendirmenin ve halklar arasındaki bir arada yaşam pratiğini geliştirmemiz için daha uygun bir zemin oluşmuştur. Türkiye’de ihtiyacımız olan barışı ve halklar arasındaki kardeşliği tesis etmek için daha fazla çaba harcamanın zamanıdır.”
Suriye’deki Kürtlerin, mücadele sonucu haklarını geçiçi hükümete kabul ettirdiklerine dikkat çeken Akın, Türkiye’de ise Kürtleri görünmez kılma, içe alıp eritme mantığının olduğunu, bunun kabul edilemeyeceğini ve Kürtlerin siyasi bir özne olmaları gerektiğini dile getirerek şunları ifade etti:
“Aslında Suriye’de Kürtler, direnerek ve mücadele ederek sonuna kadar hak ettikleri bazı hakları Suriye geçici yönetimine kabul ettirdi. Bu durum, Kürtlerin mücadeleyle elde ettikleri bir kazanımdır. Bu kazanım, düne göre daha iyi bir noktada olunduğunu gösterse de gelecekte yeterli olmayabilir. Suriye’de Kürtler, daha başka kazanımları elde etmek için elbette mücadelelerini yürütecekler ve Ortadoğu denkleminin önemli bir parçası olarak bu mücadelelerine devam edeceklerdir.
‘TÜRKİYE’DE KASTETTİĞİMİZ ENTEGRASYON, ASİMİLASYON DEĞİL’
Biz, Türkiye’de Kürtlerin ve Kürt siyasetinin entegrasyonunun; içine alıp eritme, görünmez kılma şeklinde olmaması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bizim kastettiğimiz entegrasyon, asimilasyonun başka bir şekli olarak düşünülen şey değildir. Entegrasyon, karşılıklı bir etkileşim süreci olarak düşünülürse anlamlı olur. Bunun için Kürtlerin, siyasal bir özne olarak ülke siyasetine etkilerini ve katkılarını sürdürebilmeleri gerekiyor. Siyaseten silinmiş bir topluluk, fiziki olarak varlığını sürdürse bile sürecin ilerleyişini etkileyemez.
Bu nedenle güçlü siyasal özneler ve güçlü toplumsal kesimler olarak demokratik toplumun bir parçası olma mücadelesinin devam etmesi gerekiyor. Entegrasyon, etkilenmek kadar diğer tarafları da etkilemeyi hedeflemelidir; değişmek kadar değiştirmeyi amaçlamalıdır. Ancak böyle olursa anlamlı olur. Aksi halde asimile olma, yok olmak ve görünmez olma gibi beklentileri içeren bir entegrasyon, sorunu çözmek yerine daha da derinleştirir.”
‘TÜRKİYE’DE SOL KESİMİN ÇOĞUNLUĞU HTŞ SALDIRILARINA TEPKİ GÖSTERDİ’
Türkiye’de sol ve bazı muhalif kesimlerin Kürt düşmanı yaklaşımlarına da değinen İbrahim Akın, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Muhalefetin toplamını böyle değerlendirmek doğru olmaz. Sol, sosyalist ve sosyal demokrat kesimlerin büyük bir çoğunluğu Kürtlere karşı gerçekleştirilen saldırıların kabul edilemez olduğunu net şekilde ifade etti. Çok sayıda parti, örgüt ve sivil toplum kuruluşu bu yönde tutum aldı. Ayrıca ana muhalefet partisiyle yaptığımız görüşmeler sırasındaki olumlu tutumu, basına dönük açıklamalarla da ifade edildi. Yani başta ana muhalefet partisi olmak üzere çok sayıda sol, sosyalist, sosyal demokrat parti ve kurumların bu konuda olumlu tutum aldıklarını ifade etmekte fayda var. Bu durum, son anlaşmayla beraber Kürtlerin oradaki varlığını ve statüsünü savunan bir noktaya gelmiş oldu. Yanlışa ‘yanlış’ dediğimiz kadar doğruya da ‘doğru’ dememiz gerekiyor.
Bu konuda kötü sınav veren az sayıdaki kurumun ve milliyetçi-ırkçı hezeyanlarla refleks gösteren bazı kesimlerin varlığı kadar, HTŞ’yi ve onu destekleyen tüm güçleri teşhir eden, yabana atılmayacak derecede bir yaklaşımın açığa çıktığı gerçeğini de teslim etmemiz gerekiyor. Başlangıçta yaşanan olumsuz rüzgâr, kısmen olumlu hale gelmiş durumdadır.
Öte yandan hem muhalefet hem de iktidar güçleri içerisinde, ulusalcı-milliyetçi yaklaşım gösteren ve sürece karşıt bir tutum içinde olan kurumlar, kişiler ve medya tabii ki var. Bunlar, Kürtlerin haklarının ve statülerinin yok edilmesi uğruna HTŞ‘yi destekleyen bir pozisyona düştüler. Doğal olarak bu durum, Kürt halkında kırılmalara yol açmıştır. Bunu da görmek gerekiyor.
Bahsettiğimiz bu kesimin bu tutumu yeni de değil. Daha önce de Kürt düşmanlığı politikalarıyla kendini var etmeye çalışan, her demokratik adımın önüne engel koymaya gayret eden bir tutum içinde oldular. Bu kesimlerin yarattığı olumsuzluk, elbette ki öfkeyi büyütüyor; kırılmaları artırıyor ve birlikte yaşama iklimini zedeliyor.
‘KÜRT HALKI SÖZDEN ZİYADE SOMUT ADIM BEKLİYOR’
Bizim hem çoğulcu, çok kimlikli ve eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşam şiarına dayalı paradigmamıza hem de Rojava fikriyatına saldırı anlamına gelecek şekilde bu süreci örgütlemeye de çalışıyorlar. Bunlar karşısında şimdi HDP/DEM Parti’nin bu saldırılara karşı çok daha güçlü durması gerektiği açığa çakmıştır.
Gelinen noktada Kürt halkı artık sözden ziyade somut adımlar atılmasını bekliyor. Daha fazla oyalanmaya tahammülü yok. Uzatılan, savsaklanan, oyalanan ve kendi ihtiyacına göre istediği kadar, istediği zaman yapılanları kabul etmeyecek. Kürt halkı varlığına ve haklarına yönelik saldırılara karşı belki de ilk kez uluslararası ve ulusal çapta güçlü bir tepki gösterdi. Kürtler arasında ulusal birlik fikri her zamankinden çok daha yüksek. Herkesin bunu görerek, barış ve kardeşlik denklemini samimi bir şekilde ele alıp hareket etmesi gerekmektedir.
Bu kaotik dönemde, birleşik ve ortak mücadele zeminlerinin büyütülüp güçlendirilmesinden başka çare yoktur. Bunu hep birlikte yapmaya devam edeceğiz.”











