
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump ile Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, Ukrayna savaşına dair yürütülen barış müzakerelerinde önemli mesafe kat edildiğini açıkladı. Zelenski, kamuoyunda tartışılan 20 maddelik barış planının yalnızca iki başlığında uzlaşma sağlanamadığını belirterek, “Bu tablo, planın yüzde 90’ının hazır olduğu anlamına geliyor” dedi.
Anlaşmazlık yaşanan başlıkların Ukrayna’nın toprak bütünlüğü meselesi ile Zaporijya Nükleer Güç Santrali’nin yönetimi olduğunu ifade eden Zelenski, bu iki konunun hem Ukrayna’nın egemenliği hem de bölgesel güvenlik açısından kritik olduğunu vurguladı. Zelenski’ye göre bu başlıklar çözülmeden kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün değil.
Güvenlik garantileri neden kritik?
Zelenski’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri, savaş sonrası döneme ilişkin güvenlik garantileri oldu. Ukrayna yönetimi, 2014’te Kırım’ın ilhakı ve 2022’de başlayan geniş çaplı savaş sonrası, yalnızca geçici ateşkeslere değil, uzun vadeli ve bağlayıcı güvenlik mekanizmalarına ihtiyaç duyulduğunu savunuyor.
Zelenski, Trump’a 30, 40 hatta 50 yılı kapsayan güvenlik garantileri talep ettiklerini ilettiklerini belirterek, bunun Ukrayna açısından “tarihi bir eşik” olduğunu söyledi. Bu talep, Kiev’in NATO üyeliği ihtimalinin belirsizliğini koruduğu bir dönemde, ABD merkezli güvenlik şemsiyesinin kalıcı hale getirilmesi arzusunu yansıtıyor.
Ancak bu garantilerin hayata geçirilmesi yalnızca Beyaz Saray’ın iradesine bağlı değil. Zelenski’nin de vurguladığı gibi, ABD Senatosu’nun ve “İstekliler Koalisyonu” olarak adlandırılan Avrupa ülkelerinin parlamentolarının onayı olmadan bu tür bir güvenlik mimarisinin kurulması zor görünüyor.
Zaporijya Nükleer Santrali: Enerji mi, güvenlik mi?
Anlaşmaya varılamayan iki başlıktan biri olan Zaporijya Nükleer Güç Santrali, savaşın başından bu yana yalnızca Ukrayna’nın değil, Avrupa’nın da en büyük güvenlik endişelerinden biri. Santral, Rusya kontrolündeki bölgede yer alırken, olası bir askeri çatışmanın nükleer felakete yol açabileceği uyarıları sık sık gündeme geliyor.
Zelenski’nin açıklamaları, santralin yönetiminin yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda egemenlik ve güvenlik sorunu olarak ele alındığını gösteriyor. Kiev, santralin Ukrayna denetiminde ya da uluslararası bir mekanizma aracılığıyla yönetilmesini savunurken, Moskova bu konuda geri adım atmıyor.
Toprak meselesi: Barışın en sert düğümü
Barış planında çözülemeyen diğer başlık ise Ukrayna’nın toprak bütünlüğü. Rusya’nın işgal ettiği bölgeler, özellikle Donbas hattı ve Kırım meselesi, müzakerelerin en sert düğümünü oluşturuyor. Zelenski’nin “toprak meselesi” vurgusu, Ukrayna’nın bu konuda taviz vermeye hazır olmadığına işaret ediyor.
Bu durum, barış planının yüzde 90’ının hazır olmasına rağmen, kalan yüzde 10’un neden en zor kısım olduğunu da ortaya koyuyor. Zira tarihsel olarak savaşların büyük bölümü, tam da bu tür egemenlik ve sınır meselelerinde tıkanıyor.
Putin’e güvensizlik ve geçmiş deneyimler
Zelenski, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i görüşmeler hakkında bilgilendirdiğini hatırlatırken, dikkat çekici bir uyarıda da bulundu: “Putin’in bir şey söyleyip başka bir şey yaptığı ilk kez olmuyor.” Bu ifade, Kiev’in neden yazılı, denetlenebilir ve uluslararası garantilerle desteklenen bir anlaşma istediğini net biçimde ortaya koyuyor.
Ukrayna yönetimi, daha önce imzalanan Minsk Anlaşmaları’nın uygulanmamasını örnek göstererek, sözlü taahhütlere dayalı bir barışın kalıcı olmayacağı görüşünde.
Askerden arındırılmış bölge yerine ekonomik model
Zelenski’nin dikkat çeken bir diğer açıklaması ise askerden arındırılmış bölge yerine serbest ekonomik bölge fikrinin tartışılması oldu. Bu öneri, savaş sonrası yeniden inşa sürecinde ekonomik entegrasyonun güvenliği sağlayabileceği varsayımına dayanıyor. Kiev, bu modelle hem bölgesel istikrarı hem de ekonomik toparlanmayı hedefliyor.
Analiz: Barış yakın mı, belirsizlik mi sürüyor?
Zelenski’nin “yüzde 90” vurgusu, diplomatik açıdan iyimser bir tablo çizse de, çözülemeyen yüzde 10’un savaşın kaderini belirleyecek nitelikte olduğu görülüyor. Toprak bütünlüğü ve nükleer güvenlik gibi başlıklar, yalnızca Ukrayna ile Rusya arasında değil, küresel güçler arasında da ciddi çıkar çatışmaları barındırıyor.
Bu nedenle ortaya çıkan tablo, barışın teknik olarak yakınlaştığını, ancak siyasi olarak hâlâ kırılgan olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki süreçte, Trump yönetiminin bu başlıklarda nasıl bir baskı ve arabuluculuk rolü üstleneceği, savaşın seyrini belirleyecek temel faktörlerden biri olacak.










