
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in “entegrasyon” söylemiyle Demokratik Suriye Güçleri’ni (QSD) tehdit etmesi, sahadaki askeri ve siyasi gerçekliklerle örtüşmüyor. Çünkü bugün Suriye’de, QSD’nin entegre edilebileceği kurumsal, birleşik ve meşru bir ulusal ordu fiilen bulunmuyor.
Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum deklarasyonunun ardından gündeme gelen demokratik entegrasyon tartışması, yalnızca askeri değil; siyasal, toplumsal ve anayasal boyutları olan bir mesele olarak öne çıktı. Ancak Ankara’nın bu kavramı, sahada teslimiyet ve tasfiye anlamına gelecek biçimde ele aldığı görülüyor.
Demokratik entegrasyon mu, zorla asimilasyon mu?
Kürt siyasi hareketi, entegrasyonu; kimliklerin tanındığı, yerel özerkliğin korunduğu ve demokratikleşmeyi esas alan bir süreç olarak tanımlarken, Türkiye merkezli yaklaşımın bu çerçeveyi yok saydığı görülüyor.
Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen demokratik özerk yönetim modeli, Suriye’nin bütünlüğü içinde demokratik bir çözümün parçası olarak ele alınırken, tartışmalar bilinçli biçimde yalnızca QSD’nin askeri varlığına indirgeniyor.
10 Mart mutabakatı neyi içeriyordu, neyi içermiyordu?
Demokratik Suriye Güçleri Genel Komutanı Mazlum Ebdi ile geçici yönetimin başındaki Ahmet El Şara arasında 10 Mart’ta imzalanan mutabakat, kamuoyuna çoğunlukla “QSD’nin orduya entegrasyonu” başlığıyla yansıtıldı.
Oysa metin;
- Kürtlerin anayasal tanınmasını
- Ateşkesi
- Mültecilerin dönüşünü
- Devlet kurumlarında eşit temsili
öngören çok daha geniş bir çerçeve sunuyordu.
Buna rağmen Efrîn, Serêkaniyê, Gire Spî gibi Türkiye’nin kontrolündeki bölgeler, ihlal edilen ateşkesler ve geri dönüşlerin engellenmesi gündem dışı bırakıldı. Tartışma tek başlıkta kilitlendi: QSD lağvedilecek mi?
HTŞ gerçeği: Entegrasyon mu, teslimiyet mi?
QSD’nin “entegre olması” istenen yapı ise fiiliyatta Heyet Tahrir el-Şam’ın omurgasını oluşturduğu, parçalı ve denetimsiz bir güç.
HTŞ’nin geçmişi;
- El Kaide bağlantıları
- DAİŞ ile ilişkiler
- Mezhepsel katliam iddiaları
ile anılırken, bu yapının bugün “Suriye Ordusu” olarak sunulması sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor.
Üstelik HTŞ içindeki ciddi muhalefet, merkezi bir askeri yapıdan söz etmeyi daha da zorlaştırıyor.
Sahada olmayan bir orduya entegrasyon mümkün mü?
Bölgeden gelen bilgiler; HTŞ içindeki silahlı grupların kontrolsüz, disiplinsiz ve parçalı olduğunu ortaya koyuyor. Buna karşın QSD, Rakka ve Baxoz gibi DAİŞ’e karşı yürütülen kritik operasyonların ana gücü oldu.
Ayrıca geçmişte QSD’den kaçıp İdlib’e sığınan ve sayıları binlerle ifade edilen DAİŞ mensuplarının bu yapılarda yer aldığı iddiaları, “entegrasyon” fikrini daha da tartışmalı hale getiriyor.
Türkiye’nin çifte standardı
Türkiye, QSD için “bireysel entegrasyon” şartını öne sürerken;
kendi desteklediği Sultan Murat, Hamza ve Sultan Süleyman Şah gibi silahlı grupları komuta yapıları bozulmadan Suriye Ordusu’na entegre ettirdi.
Bu grupların kısa süre önce İngiltere’nin yaptırım listesine alınması ise, sahadaki dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.
Şara’nın stratejisi: Zaman kazanmak
QSD cephesi demokratik entegrasyona açık olduğunu vurgularken, Ahmet El Şara’nın yaklaşımının süreci zamana yaymak olduğu belirtiliyor. 10 Mart mutabakatının fiili süresi dolmuş olsa da, Şara’nın önceliği QSD karşısında askeri ve siyasi pozisyonunu güçlendirmek olarak görülüyor.
Sonuç: Entegrasyon kime, nasıl?
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Demokratik ve meşru bir yapı mı entegre edilecek, yoksa askeri ve siyasi baskıyla bir güç mü tasfiye edilecek?
Sahada birleşik bir ulusal ordu yokken, yalnızca QSD’ye dayatılan entegrasyon söylemi, çözümden çok yeni krizlerin habercisi olarak duruyor.











