
Avrupa Parlamentosu, 17 Aralık Çarşamba günü aldığı kararla, Avrupa genelinde kadınların güvenli ve yasal kürtaja erişiminin kolaylaştırılması çağrısında bulundu. Kararda, üye ülkeler arasında bu hizmete erişimde ciddi farklılıklar olduğuna dikkat çekildi.
Fransa’da kürtaj hakkı anayasal güvence altındayken, Malta ve Polonya gibi bazı ülkelerde kadınlar bu hizmete ulaşmakta büyük zorluklar yaşıyor. Polonya’da 38 milyonluk nüfusa rağmen 2024 yılında yalnızca 896 kürtajın resmi olarak gerçekleştirildiği kaydedildi. Malta’da ise kadınların bu konuda ciddi bir çaresizlik yaşadığı vurgulandı.
Yeşiller grubundan Avrupa Parlamentosu milletvekili Mélissa Camara, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bazı ülkelerde kadınlar temel bir sağlık hizmetine erişemiyor” diyerek durumun aciliyetine dikkat çekti.
Bağlam ve Arka Plan
Bu karar, “Benim Sesim, Benim Seçimim” (My Voice, My Choice) adlı girişimin öncülük ettiği ve 1 milyondan fazla imza toplayan bir dilekçeye dayanıyor. Metin, AB içinde güvenli kürtaja erişimi olmayan kadınların, bu hizmeti sunan başka bir üye ülkeye düşük maliyetle seyahat edebilmesini sağlayacak bir mekanizmanın kurulmasını öneriyor. Önerilen mekanizmanın, gönüllülük esasına göre AB ve üye devletler tarafından finanse edilmesi planlanıyor.
Karar, özellikle sol ve merkez partilerden milletvekilleri tarafından desteklenirken, aşırı sağ ve bazı sağ partiler metne karşı çıktı. Fransız sağından milletvekili François-Xavier Bellamy, AFP’ye yaptığı açıklamada, kürtajın üye devletlerin yetki alanında olduğunu ve Brüksel’in bu konuda devreye girmemesi gerektiğini savundu.
Analiz
Bu girişim, Avrupa’da kadın hakları ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Polonya ve Malta gibi ülkelerdeki kısıtlamalar, kadınların temel sağlık hakkına erişimini engelliyor. AB’nin, bağlayıcı olmasa da böyle bir mekanizma üzerinde çalışması, hem kadın haklarının korunması hem de üye devletler arasında eşitlik sağlanması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Avrupa Komisyonu, dilekçeyi Mart 2026’ya kadar inceleyeceğini açıkladı, ancak bu süreç sonunda bir AB mevzuatı ortaya çıkıp çıkmayacağı belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, bu girişimin en azından üye ülkelerde tartışmayı canlı tutma ve farkındalık yaratma açısından değerli olduğunu belirtiyor.









