Diyarbakır’da bir hakim 7 yaşındaki çocuğa şiddet uyguladı, tutuklananlar mağdur çocuğun yakınları oldu. Hakim ve eşinin evinden ifadesinin alındığını aktaran ailenin avukatları, HSK, Adalet Bakanlığı ve CİMER’e başvuruda bulundu.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi’nde görevli İ.M.K. adlı hakimin 5 Eylül’de Yenişehir ilçesinde bulunan bir sitede 7 yaşındaki bir çocuğa şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Olayın kamera görüntüleri de ortaya çıktı.
Edinilen bilgilere göre İ.M.K.’nin çocuğu ile başka bir ailenin çocuğu arasında kavga çıktı. İ.M.K., “Sizin yüzünüzden çocuklarımız dışarıya çıkamayacak mı?” diyerek, ailenin çcouğunun kolunu tutarak, yüzüne vurdu. Bu durum kameralara da yansıdı.
Ailenin yakınlarının da müdahil olmasıyla olay büyüdü. Her iki tarafın da hem şüpheli hem de müşteki olduğu bir fezleke hazırlandı.
ÇOCUĞUN AMCALARI TUTUKLANDI
Olay sonrasında, şiddet gören çocuğun babası Mehmet Fadıl Akyıldız gözaltına alındı. Akyıldız ifade işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Olaydan bir gün sonra karakola ifade vermeye giden çocuğun amcaları Mehmet Abdullah ve Ömer Faruk Akyıldız da gözaltına alındı. Çocuğun her iki amcası da “Kasten yaralama”, “Hakaret”, “Tehdit” ve “Suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme” iddialarıyla tutuklandı.
HAKİM VE EŞİNİN İFADELERİ EVDE ALINDI
Hakim ile eşi ise, olaya dair kendi evlerinde ifade verdi. Hakimin, eşinin ne emniyet ne de savcılıkta ifade vermesine izin vermediği kaydedildi.

Hazırlanan fezlekede, Görüntü İzleme ve İnceleme Tutanağı yer aldı. Hakimin çocuğa şiddet uyguladığına yer verildi. Ayrıca darp edilen çocuğun yakınlarının olay sonrası yaşadığı yaralanmalara dair aldığı darp raporu da dosyaya eklendi.

Şiddete maruz kalan çocuğun ailesinin avukatı Baran Öztürk, yaşananlara dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.
‘KOLLUK HAKİMLE GÖRÜNTÜLÜ KONUŞUYORDU’
Dosya avukatı Baran Öztürk, hakimin kendi nüfuzunu kullanarak bu eylemi gerçekleştirdiğini dile getirdi. Hakimin nüfuzuyla aileye baskı uyguladığını, siteye 40-50 civarı polis yığdığını ve evlere baskın yaptığını söyleyen Öztürk, “Tabii olay ailelere sirayet edince, yetişkinler arasında da bir kavga meydana gelmiştir. Bunun sonucunda ise iki müvekkilimiz tutuklandı, bir müvekkilimiz ise adli kontrolle serbest kaldı. İlk gün mahkemeye çıkan Mehmet Fadıl Akyıldız adli kontrolle serbest kaldı. Aynı olay, aynı konu ve aynı seviyede olan ve farklı bir hakim tarafından ifadeleri alınan diğer müvekkillerimizden Mehmet Abdullah Akyıldız ve Ömer Faruk Akyıldız ise tutuklandı. İki farklı olay değil. Bir hakimin tutuklaması, bir hakimin de serbest bırakmasından da anlayacağımız eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir. Hakimlerin soruşturma süreçleri çok farklı işlediği için kolluğa ifade vermeleri usulen çok da uygun değildir. Ancak hakimin eşi ve çocukları normal bir sivil vatandaştır. Normal bir sivil vatandaş gibi aynı muameleyi görmeleri gerekiyor. Ancak kendileri evlerinde, ev konforunda ifade verdiler. Darp gören, zorbalık gören çocuğun ifadesi alındığı esnada, pedagogun da oradaki kolluk kuvvetlerinin de diğer odada hakimle görüntülü sohbet ettiklerini gördük. Buna itiraz da ettik, tutanak tuttuk ve bunun usulsüz olduğunu söyleyip, gerekli şikayetimizi de yaptık” dedi.
HSK, ADALET BAKANLIĞI VE CİMER’E BAŞVURU
Gelişen olaylardan sonra yapılan usulsüzlükler ve haksızlıklara binaen Amed Barosu Çocuk Hakları Merkezi’ne şiddet gören çocuğun haklarının korunması için başvuru yaptıklarını belirten Öztürk, ayrıca Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na (CİMER), Adalet Bakanlığı’na şikayet başvurusunda bulunduklarını, yine Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) da şikayette bulunacaklarını kaydetti. Öztürk, “HSK’ye yapacağımız başvurularda ilgili hakim hakkında ve hakimin etkilediği gerek kolluk kuvveti gerekse meslektaşlarına yönelik bir usulsüzlüğün olduğunu ve buna bir müfettiş atanması, hem cezai hem de idari olarak soruşturma açılması gerektiği yönünde başvuru yaptık. Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’ne ise bir çocuğun darp edilmesine ilişkin baroların ortak bir açıklama yapması ve baronun bu dosyaya müdahil olması konusunda talepte bulunduk. Zorbalık yapılan, şiddet gören bir çocuk lehine hiçbir şey olmamışken; kendi çocuğu lehine ve eşinin de bir parmağı kırılmasına istinaden tutuklama gerçekleştirildi. Bizim müvekkillerimizin de dişi kırıldı. Bu hakimler için işlenen sürecin daha hızlı, vatandaş için ise daha yavaş işlediğini göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Darp edilen çocuğun hem yengesi hem de dosya avukatı olan Ayşe Taşkıran Akyıldız ise çocuklar arasında çıkan tartışmadan kaynaklı bir çocuğun hakim tarafından darp edilmesinin esefle kınanacak bir durum olduğunu vurguladı. Ayşe Taşkıran Akyıldız, “Zaten yargılama aşamasında hakim nüfuzunu kullanarak da gerekli delillerin dosyaya girmemesini sağlamış, kendi ev konforunda yalan isnatlarla ifadesini verirken, gerçek olmayan isnatlarla müvekkillerin, evleri olaydan hemen sonra arama emri çıkarılarak, silah kullanıldığı gerekçesiyle basılmıştır. Biz apartmandaki kamera kayıtlarını incelediğimizde olaydan sonra 8 saat boyunca hakim, çocukları ve eşi evden çıkmamış. Ama biz karakola gittiğimiz zaman onların karakolda ifade tutanaklarını gördük” diye belirtti.
‘HAKİMİN ALEYHİNE OLAN HUSUSLAR DOSYAYA KONULMADI’
İlk aşamada Fadıl Akyıldız’a ilişkin dosyayı incelemelerine dahi izin verilmediğini dile getiren Ayşe Taşkıran Akyıldız, “Sonrasında Savcı Bey dosyayı tutukluluğa sevkle hakimliğe gönderdi. Sulh Ceza Hakimliğine gittiğimizde Hakim Bey kararını vermeden önce elimizdeki video kayıtlarını gösterdik. Dosyayı incelerken fark ettik ki, hakime hanımın çocuğu darp ettiğine ilişkin görüntüler dosyada mevcut değil. Buna ilişkin olarak ilgili Sulh Ceza Hakimine elimizdeki kayıtları izletince müvekkilimizin adli kontrol hükümleriyle serbest bırakılmasına karar verildi” dedi.
Site güvenlik kamera görüntülerinin karşı taraf aleyhine olanlarının dosyaya konulmadığını gördüklerini ve bunun üzerine yeni bir fezleke hazırlanması için ciddi bir mücadele yürüttüklerini kaydeden Ayşe Taşkıran Akyıldız, “Söz konusu kayıtları inceletirken memur beyler talimat aldıklarını ve bu doğrultuda hareket ettiklerini söyledi. Bu talimatlar CMK’ya ve ya Ceza Kanunu’na ilişkin talimatlar değil, üstlerden alınan ekstra talimatlar. 4 avukat sabah saat 03.00’a kadar ilgili kayıtları dosyaya dahil etmek için mücadele ettik” diye belirtti.
‘BİR İSNAT DOĞRULTUSUNDA EVLER TALAN EDİLDİ’
Diğer iki müvekkillerinin ifadelerini kendi rızalarıyla verdiğini aktaran Ayşe Taşkıran Akyıldız, “Müvekkillerimiz için Savcı Bey sevk maddesinde ‘Silahla tehdit’ diye yazmıştı. Ortada bir silah yok. Müvekkilin elindeki cep telefonu kavga esnasında düşüyor. Bunu ‘tehlike arz ediyor’ diye silah olarak tanımlamışlar. Buna ilişkin ne bir kayıt ne bir görüntü, ne bir ses kaydı… Hiçbir şey yok. Bizim evlerimiz olaydan hemen sonra hallaç pamuğuna çevrilirken ve çocukların gözleri önünde polisler evlerdeki oyuncakları, eşyaları sırf bir isnat doğrultusunda talan ederken, hakime hanımın evinde herhangi bir işlem yapılmadı” diye konuştu.
‘MÜVEKKİLERİMDE MORLUKLAR VE KIRIKLAR VAR’
Müvekkillerinde ciddi anlamda fiziki tahribatlar oluştuğunu sözlerine ekleyen Ayşe Taşkıran Akyıldız, “Bunların hepsi darp raporuyla desteklendi. Müvekkillerimden Ömer Akyıldız’ın vücudunda ciddi anlamda hasar var. Abdullah Akyıldız’ın vücudunda morartılar, hasar var ve implantı kırıldı. Bunların hiçbirisi dikkate alınmadı. Fadıl Akyıldız’ın yüzünde hakime hanım tarafından yapılmış çizikler var. Yine çocuğun yüzünde morluklar oluştu ve geçici görme kaybı yaşadı” diye belirtti.

‘HAKİME ARTIK DUR DENİLMELİ’
Ayşe Taşkıran Akyıldız, devamla şunları söyledi: “Evet, çocuk kavgasından çıkan bir tartışma sonrasında taraflar birbirlerini darp etmişlerdir. Eşitlik vardır, orantılılık vardır ama hakime hanım gibi bir insanın gelip de 7 yaşındaki bir çocuğu darp etmesi akla hayale sığmayacak ve affedilmeyecek bir durumdur. Bu çok acı bir şeydir. Hukuk eğitimi alan, Bölge Adliye Mahkemesi Başkanından beklenmeyecek bir durum. Daha sonra almış olduğumuz duyumlar çerçevesinde hakime hanımın ilk vukuatı olmadığını öğrendik. Hukuki ve siyasi kimliği çerçevesinde insanlara zarar vermesinin engellenmesi adına, devlet yönetimi ve STK’lar tarafından artık bir ‘dur’ denilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu tür insanların bu tür makamlarda olması gerçekten Türkiye için ciddi bir kayıptır.”
